Atatürksüz Müfredat İstemiyoruz! 15.09.2017

YENİ EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORUNLARLA BAŞLIYOR:

ATATÜRK’Ü ANLATMAYA DEVAM EDECEĞİZ GERİCİ MÜFREDATA HAYIR!

2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı 18 Eylül 2017 tarihinde başlayacaktır. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla ve tamamen ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir.

Bilindiği üzere 2016-2017 eğitim öğretim yılı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulamaları ve KHK’lerle eğitimde yeniden yapılandırma ve muhafazakarlaştırma uygulamalarının en ağır şekilde yaşandığı dönem olmuştur.

TEPEDEN İNMECİ MÜFREDATI YARGIYA TAŞIDIK

Eğitimin acil çözüm bekleyen sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, MEB yangından mal kaçırırcasına hazırladığı ve bu öğretim yılında uygulamaya koyacağı yeni müfredatla, çağdaş, bilimsel ve laik eğitimin son parçalarını da yok etmeye çalışmıştır. Tepeden inmeci bu gerici müfredatı yargıya taşıdık. Cumhuriyet’in değerlerini, Atatürk ilke ve devrimlerini, bilimin ana konularını çocuklarımıza öğretmeye devam edeceğiz.

Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı Haftalık Ders Çizelgesi Tabloları yayımlanmıştır. Bir çok yönüyle sakat olan bu çizelgeler, yeni müfredatla birlikte değerlendirildiğinde iktidarın siyasi amaçlarını yerine getirmeye yöneliktir. Tüm okullar imam-hatipleştirilmektedir. Her yönden sakıncalı olan bu haftalık ders çizelgelerinin iptali için Danıştay nezdinde sendikamızca dava açılmıştır.

YENİ MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIMIZ : İSLAMİ VAKIFLAR!

2017-2018 eğitim öğretim yılında MEB’den daha çok, Diyanet, gerici dernek, vakıf ve cemaatlerin okullardaki faaliyetlerine tanık olacağız. Devlet taşınmazlarının bu yapılara devri, tarikat ve cemaatlere yurt/etüt merkezi açma imkanı tanınmasına yönelik adımların hepsine tepki göstermiş ve yargıya taşımıştık. Ancak MEB, karşımıza Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı ile imzaladığı protokoller ile çıkmıştır. Yani FETÖ tarafından henüz ‘kandırılmadan’ önce okullara Said-i Nursi’yi sokma gayretindeki AKP, bu protokolle birçok şeyhin çağdışı kitaplarını çocuklara dayatabilecektir.

Bakanlık bünyesindeki Halk Eğitim Müdürlükleri, vakıfların protokol kapsamında düzenleyeceği gezi, kamp, eğitim, yarışma gibi etkinliklere katılım sağlanmasına çalışacak. Bu etkinlikler kapsamında vakıf çalışanlarına MEB para ödeyecek. Yani öğretmenlerin, yaşam şartlarının iyileştirilmesine ve özlük haklarının korunmasına dair her türlü talebini “bütçe kısıtlılığı” gerekçesiyle geri çeviren Bakanlık, devletin parasını, bu vakıflara aktaracak. Milli Eğitim Bakanlığı’nın devri anlamına gelen, Anayasa’ya aykırı olan bu protokolleri yargıya taşıdık.

İlköğretim ve lise çağındaki çocuklarımız devletin bizzat hizmet verdiği yurtlarda barınma ihtiyacını karşılamalı, hiçbir suretle özel teşebbüs, dernek ve vakfın faaliyetine izin verilmemelidir. Eğitim-İş olarak özel yurtların kapatılmasını talep ederek özel öğrenci barınma hizmetleri yönetmeliğinin iptali için dava açmış bulunmaktayız.

BÜTÇEDEN YİNE EĞİTİME PAY YOK

Milli Eğitim Bakanlığı 2017 yılı bütçesi, okul, derslik, öğretmen ihtiyacı ve altyapı sorunlarına rağmen 85 milyar 49 milyon lira olarak belirlenmiştir. Bu sadece zorunlu harcamaları karşılayacak bir bütçedir. Her ne kadar Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “Öğrenci velileri bağış yapmaya zorlanamaz” şeklinde açıklama yapsa da eğitimin yükü veliye yıkılmaktadır. Eğitime yeterli bütçe ayrılmaması sonucu, eğitim kurumları birer “ticarethaneye”, okul müdürleri “tüccara”, veliler de "müşteri" durumuna düşürülmektedir.

Kadrolu öğretmen atamasından vazgeçerek “doğrudan torpil” anlamına gelen mülakata dayalı sözleşmeli öğretmen sistemini getiren Bakanlık, bu eğitim-öğretim yılında öğretmen açığını ücretli öğretmenlik ile kapatmaya çalışmaktadır. Yaklaşık 450 bin ataması yapılmayan öğretmen varken ücretli öğretmenlik gibi geçici çözümlerle okullardaki öğretmen açığının kapatılması hem bilimsel hem de sosyolojik açıdan mümkün değildir. Öğretmenlerin yer değiştirme işlemleri adaletsizlikler oluşturmaktadır.

OHAL’in suç aletleri gibi işleyen KHK’larla mesleğinden ihraç edilen birçok eğitimcinin sınıflarına tekrar kavuşması için verdiğimiz mücadele sürerken, karşımıza bu kez sürgün uygulaması çıkarılmıştır. 10 Ekim 2015’teki Ankara Garı Katliamının ardından öğretmenlerimizin iş bırakma eylemimiz gerekçe gösterilerek, Diyarbakır, Gaziantep, Urfa, Mardin, Tunceli illeri başta olmak üzere başlatılan sürgün dalgası gericiliğe, haksızlığa, zulme karşı dimdik duran 5 arkadaşımıza da vurmuştur.

Çocuklarımızın öğrenmeye değil, sınavlara koşullandırıldığı, öğretmenlerin düşük ücretle, esnek ve güvencesiz çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın sınır tanımadığı, okullardan bilim ve sanatın kapı dışarı edildiği, dini referans alan uygulamaların arttığı bir eğitim sistemiyle sağlıklı bireylerin yetiştirilmesi mümkün değildir.

Eğitim-İş olarak, çocuk ve gençlerimizin, geleceğimizin siyasi iktidarın yarattığı enkazın altında yok olmaması için acil adımlar atılması zorunluluğunu bir kez daha belirtiyor, parasız, bilimsel, demokratik ve laik eğitimin tüm yurttaşlar için ayrım gözetmeksizin hayata geçirilmesini istiyoruz.

Namık Kemal AYDOĞAN

Şube Başkanı